www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws





« Önceki ::

Avrupanın En Popüler 10 Şehri

Avrupanın En Popüler 10 Şehri


Amerika'nın ünlü seyahat dergisi travel and leisure düzenlediği anketle dünyanın popüler kentlerini ve en iyi otellerini belirledi. En iyi şehir listesinde İstanbul kaçıncı oldu dersiniz...



Dünyanın en popüler kenti sıralamasında birinci sırayı Floransa aldı. İtalya'da yer alan bu kent, Arno nehri ile büyülüyor...


İkinci sırada ise Roma bulunuyor... İtalya'nın başkenti olan Roma, tarihi ile öne çıkıyor...


Üçüncü sırayı Türkiye'den bir kent alıyor. Tahmin edeceğiniz gibi bu kent İstanbul...


Dördüncü sıradaki kent Paris...


Beşinci sıradaki kent Krakov... Polonya'nın kültür başkenti olarak niteleniyor. Avrupa'nın en iyi korunan Orta çağ kentlerinden biri...


En popüler altıncı kent ise Çek Cumhuriyetinin başkenti ve ülkenin en büyük şehri Prag...


Yedinci sırada Venedik var... Bu ada kenti, su kanalları ile meşhur...


En popüler sekizinci kent İspanya'nın gözdesi Barselona...


Dokuzuncu sırada ise Viyana var... Avusturya'nın başkenti olan bu şehir, tarihi yapıları ile çok popüler...


Sıralamanın 10 numarasında ise Salzburg var... Avusturya'nın bu kenti ortasından geçen nehir ile dikkat çekiyor.


Dünyanın en iyi otelleri sıralamasını da aktaralım isterseniz. Birinci sırada Fransa'daki Domaine des Hauts de Loire var... Türkiye'den ise 3 otel sıralamaya girdi.


İstanbul'dan listeye giren otellere gelince. Geçen yıl Avrupa'nın en iyi oteli seçilen İstanbul Four Seasons oteli, bu yıl 7. sıraya geriledi.


Çırağan ise Avrupa'nın en iyi otelleri sıralamasında 14. sırada yer aldı. Swissotel The Bosphorus da 26. sırada yer aldı.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Venedik...

Venedik...



Crollo del Campanile di S. Marco


Canal Grande


Canal Grande & S. Marco


Canal Grande



Piazza San Marco



Piazza San Marco


Gondola


Canal Grande (Çöp Teknesi)

Yorum (yok) Yorum yaz!

San Diego Balboa Park








Yorum (yok) Yorum yaz!

Dünyanın ilk kumdan oteli işletmeye açıldı

Dünyanın ilk kumdan oteli işletmeye açıldı İngiltere'nin Dorset bölgesinin Weymouth plajında açılan otel için bin ton kum kullanıldı Kum oteli 4 kum heykel tıraşı tarafından bir haftada yapıldı

BİN TON KUM KULLANILDI



















Otel yerel bir seyahat sitesi tarafından hizmete sunuluyor Son dönemde yapılan araştırmalar İngiliz turistlerin tercihlerinin yabancı ülke sahilleri olduğunu ortaya koymuştu Bu kum otel girişiminin İngiliz turizmini yeniden canlandırması bekleniyor

Kum otelinin çatısının olmaması misafirlerine gece gökyüzünün açık olduğu zamanlarda yıldızları izleme keyfi sunuyor

Yorum (yok) Yorum yaz!

aydın ili turizm i

Antik Kentler

Sultanhisar ilçesinin kuzeyindeki Malgaç Dağı eteklerinde zeytin bahçeleriyle dolu yamaçlara kurulmuş Nysxa (Nisa) antik kentinin tarihinin kaynağı, coğrafyacı Strabon'dur. Sel yatağından dolayı iki kısımdan oluşan kent Atymbra isimli eski bir  yerleşmenin üzerine Selekvos Kralı I. Antiochus tarafından kurulmuş ve kralın eşinin adını almıştır. Nyxsa'da yetişmiş olan Aristodem'in kurduğu iki katlı kütüphane, Hellenistik çağa ait su deposu, Roma dönemine ait stadyum ve köprü, halk meclisi ve  Acharaka yolu üzerindeki şehir nekropolü görülebilecek başlıca yapı kalıntılarıdır. İsmi Karia dilinde at ve zafer anlamına gelen ALA ve BANDA sözcüklerinden oluşmuş bir Karia kentidir. Helenistik ve Roma dönemlerinden kalma kuleli sur, tiyatro, senato, halk meclisi binası, Agora ve anıt mezar görülebilecek kalıntılardandır. Ayrıca  güney yönündeki Kemer Deresi üzerinde Roma yapısı bir su kemeri uzanır. Çağının önemli piskoposluk merkezi olan antik kent Prienne, Milet'in kuzeyinde, dik açılarla kesişen bir geometrik düzene göre kurulmuştur.Kentin en önemli yapısı kentin tepesine kurulmuş olan Athena Tapınağıdır. Bundan başka kentin  kuzeydoğusunda bulunan ve Helenistik devirde yapıldığı belirtilen tiyatroda görülmeye değerdir. Yenihisar ilçesi, Balat köyü yakınlarındadır. Milet’te ilk yerleşimin M.Ö. 2000 ortalarından başlamak üzere Myken kolonisi varlığı ile görüldüğü bilinmektedir.

Daha sonra Milet, Atina Kralı Kodros’un oğlu Nekus önderliğindeki İonialılar tarafından tekrar kurulmuştur. İonia’nın en önemli şehir limanlarından birisidir. Dört limanı vardır.

Ören yerinde bu dönemlerden kalma; Milet Tiyatrosu, Faustina Hamamı, agora, tören caddesi, anıtsal çeşme, gymnasium, Virgilius Capito, hamam, Türk hamamı, Athena Tapınağı stadium, delphinion, liman anıtı, agora, Zeus Olympios Temenosu, bouleuterion (Senato Binası), Mısır Tanrılarının Temenosu kalıntıları bulunmaktadır.. Aydın il merkezine 1 km. kadar uzaklıktadır. Kentten günümüze halk arasında " üç  göz" olarak bilinen yapı ve kuzeydeki tiyatroya ait bir kalıntı olan cavea gibi az sayıda eser kalmıştır. 1997 yılından itibaren burada arkeolojik kazılara başlanmış olup, Roma dönemine ait bir hamam, Hellenistik. Roma ve Bizans dönemlerinde kullanılmış bir Arsenal yapısı ve bir Bizans dini yapısı açığa çıkarılmıştır. Bu kent Antik Çağın önde gelen mimarlık, sanat, heykeltıraşlık ve tapınma merkezlerindendir. Karacasu ilçesinin 12 km. güneydoğusunda bir Karia kenti olarak kurulan Afrodisyas altın çağını Roma döneminde yakalamıştır. Bu dönemde olağanüstü güzellikte  mermer heykeller ve yapılar inşa edildi. Yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda kentte mimarlık ve heykeltıraşlığın yanı sıra tıp ve astronomi alanlarında da çalışmalar yapıldığı belirlenmiştir. Kentte görülebilecek başlıca yapı kalıntıları, MS 12. yy.da İmparator Hadrianus zamanında  yapılan hamam, büyük havuzlu agora, MÖ. 100 yıllarında tanrıça Afrodit için yapılan tapınak, stadyum, tiyatro, hamam,odeon, psikopos sarayı, felsefe okuludur. Kuşadası Davutlar beldesindedir. Antik Dönemde, İon kentleri birliğinin merkeziydi. İonlar burada toplanıp, kararlar alırlardı. Kuşadası'nın hemen yakınında, Yılancı Burun denilen yerdedir. İlçenin ilk antik yerleşimi olarak bilinir. Miletos'un 18 km. güneyindedir. Antik çağın kehanet merkezidir. Apollon tapınağı en önemli eserlerindendir.Tapınak dipteros planlı (çift sıra sütun) olup, hiçbir zaman bitirilememiştir. Söke'nin 18 km. güneyindedir. İyon birliğine ait önemli bir kıyı kenti idi. Didim ilçesi yakınlarında bulunmaktadır. Bu antik kent, Dionysos şarap tanrısı adına inşa edilmiş tiyatro ve burada yapılan festivaller ile bir müzik ve tiyatro kenti olarak ün kazanmıştır. Çine ilçesi yakınındadır. Kaidelerden koparak düşmüş dev boyutlu insan heykelleri ile "Gerga" yazılı yapılar dikkat çekicidir. Karpuzlu ilçesi yakınındadır. Kraliçe Ada'nın granit kentidir. 35 sıralı bir tiyatro, iki katlı kule, agora ve surlar önemli kalıntılardır. Nazilli ilçesi yakınındadır. Eskiden para basılan ticaret merkezlerinden biriydi. Ören yerinde sur, tiyatro, su kemeri ve bazı yapı kalıntıları vardır. Germencik ilçesi, Ortaklar beldesi yakınındadır. Önemli olaylara sahne olduğu için "olaylar kenti"olarak tanımlanır. M.Ö.3 yy.a ait Artemis ve Zeus tapınakları, agora, hamam, tiyatro, gymnasium, stadium ve Bizans surlarına ait kalıntılar mevcuttur. Yenipazar ilçesi yakınındadır. Menderes vadisine bakan bir tepede Akropolü mevcuttur. Sultanhisar ilçesi, Salavatlı köyü yakınındadır. Sağlık merkezi olarak bahsedilir. Plutonium tapınağı ve içindeki şifalı su ve gazlar bulunan Charonium mağarasından bahsedilir.

Kaleler
Kuşadası ilçesi, Güvercin Adası’ndadır. Çok eski bir yapı olup, 19. yüzyılda meydana gelen Mora ayaklanması sırasında, adalardan saldırılara karşı ileri karakol olarak Osmanlılar tarafından kullanılmıştır. Nazilli ilçesinde bulunan kale, 18. yüzyıl Osmanlı dönemi yapıtıdır. Bozdoğan ilçesine bağlı Körteke köyü ile Örencik köyü arasında doğal tepenin üzerindedir. Koçarlı ilçesinin aynı adı taşıyan köyündedir. 18. yüzyılda Cin Bey tarafından yaptırılmıştır.

Camiler
İstasyon binası yakınında bulunan ve Süleyman Bey Camii olarak da bilinen bu büyük yapı, 1683 yılında Süleyman Bey tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı ve kesme taştan inşa edilmiş olan cami, 16 kenarlı kasnağında 16 pencere bulunan bir kubbe ile örtülüdür. Kubbe içi, kalem işleri ile süslenmiştir. Kesme taştan yapılmış mihrabı sade olup, mermerden yapılmış minberin merdiven altı işlemelidir. Tek şerefeli minaresinin gövdesi çok kenarlıdır. Üveys Paşa’nın kardeşi Ramazan Paşa tarafından 1595 yılında yaptırılmıştır. Kare planlı olup, kesme taştan yapılmıştır. Ahşap giriş kapısı, oyma işleri ile bezenmiştir. Yapının üzeri büyük bir kubbe ile örtülmüştür. İçerisini 10 uzun pencere ve su damlacığı şeklindeki küçük pencereler aydınlatmaktadır. Alçı kabartmalar, renkli cam işçiliği ve ağaç oymacılığı bakımından süslemeleri önemlidir. Mısır Beylerbeyi Üveys Paşa tarafından 1568 yılında yaptırılmıştır. Kare planlı olan yapıyı yüksek kasnak üzerindeki kubbe örtmektedir. Mermer giriş kapısı üzerinde bir yapım yazıtı bulunmaktadır. Mihrabı ve minberi az süslemelidir. Menteşoğullarından İlyas Bey tarafından 1404 yıllarında yaptırılmıştır. Cami önünde, avluyu çevreleyen, medrese ve imaret odaları mezarlık içindedir.Han Menteşoğullarından kalmıştır. Dörtgen şekilli bina ortada bir avlu, etrafında tonoz çatı, örtülü, ahır ve odalardan meydana gelmiştir ve iki katlıdır.

Plajlar
Turistlerin turizm çekiciliği açısından rağbet ettikleri plajlar; Pigale Plajı (Kuşadası), Kadınlar Denizi Plajı (Kuşadası), Güvercinada Plajı (Kuşadası), Yavansu ve Aslanburnu Plajı (Kuşadası), Güzelçamlı Plajı (Kuşadası), Altınkum Plajı (Didim), Tavşanburnu Plajı (Didim), Gevrek ve Akbük (Didim) plajlarıdır.


Kruvaziyer ve Yat Limanları
Aydın'ın deniz kapısı Kuşadası Limanı olup, turist gemilerinin yanaştığı iki adet iskele ve ayrıca 650 yat kapasiteli yat limanı bulunmaktadır.
Kuşadası

Milli Park ve Korunan Alanlar
Dilek Yarımadası-Büyük Menderes Deltası Milli Parkı
Aydın Tabiat Anıtları


Kaplıcalar
Menderes Havzası 900'lü rakımlardan başlayarak Ege denizine kadar sağ ve sol yamaçlardan kaynaklanan zengin su akışlarıyla binlerce yıl içersinde oluşturduğu tekne biçimindeki bu zengin vadi zengin yer altı su kaynaklarına da sahiptir. Germencik  ilçesi  Bozköy ve Gümüşköy mevkilerindeki kaplıcalar bölgenin önemli kaplıcalarıdır. Davutlar ilçesindeki sıcak su kaplıcası ve Sultanhisar'ın batısında yeralan Salavatlı Kaplıcası yöre halkı tarafından kullanılmaktadır.

Yaylalar
İlin önemli yaylaları Paşa Yaylası, Kahvederesi Yaylası, Necippazar Yaylası, Bulgurlu , Sarıcaova, Ömür, Madran, Korumaz yaylası, Kavşit Yaylasıdır.

Mağaralar
Sırtlanini ve Karaca Mağaraları ilin önemli mağaralarıdır.
Karaca Mağarası

Kuş Gözlem Alanı
Aydın ve Muğla ili sınırları içerisinde kalan Bafa Gölü Önemli Kuş Alanlarındandır.
Bafa Gölü

Sportif Etkinlikler
Doğa Yürüyüşüne en elverişli alan, Dilek Yarımadasından başlayan Karina'da devam ederek Büyük Menderes nehri ile deltası ve Bafa Gölü'ne kadar uzanan bölgedir. Bütün bu bölgeyi ortalayan Söke kentinin golf tesisleri de göz önünde tutulduğunda Aydın ilinin en önemli dinlence ve sportif turizm merkezi olarak adlandırılabilir. Ayrıca Paşa yaylası, Karacasu yaylası ve Madran Yaylası Potansiyel dinlence ve sportif turizm merkezleridir. Afrodisias'tan Baba dağına doğru doğa yürüyüşü yapılabildiği gibi, Karacasu-Dandalas Yaylası'nda, Aydın Merkez Paşa Yaylası'nda, Çine Madran Yaylası'nda ve Güzelçamlı Karina da yapılabilir.
Güzelçamlı-Dilek Yarımadası ile Didim - Akbük bisiklet turu için uygundur. Bafa Gölünde sportif amaçlı olta balıkçılığı, Bozdoğan Alamut köyünde de av turizmi için elverişlidir.
Aydın ilinin Söke ilçesinde Gençlere yönelik Orman kampları, Kuşadası ilçesinde Gençlik Kampları mevcuttur.
Aydın Orman Kampları
Aydın Gençlik Kampları
<_script /><_script />

Yorum (yok) Yorum yaz!

NEW YORK

NEW YORK







New York, Amerika Birleşik Devletleri'nin nufus bakımından en büyük kenti. Aynı isimli New York eyaleti'nde yer alır. Dünyaca önemli bir siyaset, ticaret, moda, eğlence ve finans merkezidir. Birleşmiş Milletler Genel Konseyi binası bu kenttedir. Fakir semtlerinde ise çok sayıda işsiz ve evsiz yaşar.8,1 milyon olan kent nüfusu, 800 km²'lik bir alanda yaşamaktadır. Çevre banliyöleriyle birlikte New York metropolitan bölgesi 21 milyonluk nufusa sahiptir ve dünyanın en kalabalık yerleşim bölgelerinden birini oluşturur.New York, bir göçmen kentidir. Kentte yaşayan her üç kişiden biri ABD dışında bir ülke doğumludur, İngilizce çeşitli aksanlarla konuşulur. Kentte İngilizce’nin yanı sıra İspanyolca, Little Italy (Küçük İtalya) semtinde İtalyanca, China Town’da (Çin mahallesi) Çince konuşulur. Kent beş bölüme ayrılmıştır: Manhattan, Brooklyn, Queens, Bronx ve Staten Island. Özgürlük heykeli, Empire State Binası, Central Park ve Times Meydanı, Modern Sanat Müzesi, Guggenheim Müzesi ve Modern Tarih Müzeleri şehrin ilgi çekici mekanlarıdır. Gökdelenleri, caddeleri, lokantaları, alışveriş merkezleri ve insanlarıyla, New York turistleri cezbetmektedir

Yorum (yok) Yorum yaz!

Full-Service Evansville Indiana Hotel Near Airport

Full-Service Evansville Indiana Hotel Near Airport

Evansville Plaza Hotel & Suites :: Midwestern Hospitality at Affordable Rates

The Plaza Hotel & Suites is a full-service hotel located next to the Evansville Regional Airport and across the highway from the Hamilton Golf Course. The Plaza Hotel & Suites offers comfortable Evansville hotel lodging at surprisingly affordable rates.

Evansville Plaza Hotel's Mid-western Hospitality Will Bring You Back!

Come and enjoy some Midwestern hospitality at the Evansville Plaza Hotel and Suites. Whether you're taking a dip in our indoor heated pool or just enjoying a steaming cup of coffee with our complimentary continental breakfast, you will be treated like the VIP you are. Our goal is to have guests come back any time they find themselves in Evansville or at any of our other Plaza Hotel Suites locations across the country.

Convenient Evansville Hotel Location

The Plaza is ideally located only minutes from many the most popular Evansville attractions and venues, such as the University of Southern Indiana, Angel Mounds State Historic Site, Wesselman Woods Nature Preserve, and Casino Aztar. Our location next to the Evansville Regional Airport is the ultimate in convenience for those traveling by air to the Evansville area, and golfers will appreciate that the hotel is across the highway from Hamilton Golf Course.

Plaza Hotel Suites - Designed for Your Evansville Accommodations Needs...

We offer 119 guest rooms, each of them more spacious than other hotels in the area which leaves you with a comfy feeling of being in your own home. In-room guest amenities include free wireless internet access, coffeemakers, hair dryers, & irons. The Plaza Hotel & Suites offers several room choices, among them the Hoosier Double, the Heritage King, and the Oasis Spa Room.

Added Evansville Suite Features . .

The Evansville Plaza Hotel & Suites recognizes the hectic pace of life and the need for deep relaxation. Our answer is the Oasis Spa Room, which combines the comfort of our Heritage King Room with a very important difference, an in room whirlpool spa tub. Imagine how relaxed you¹ll be after a half hour soaking your cares away.

Full-Service Evansville Hotel Amenities

Evansville Plaza Hotel amenities include an indoor heated indoor pool, fitness room, meeting and banquet facilities, free parking, and much more. For the business traveler, we offer high tech amenities such as complimentary high-speed wireless internet access and a business center.

Take a moment to check out our web site for more information on our Evansville hotel facilities and amenities, special rates and a host of complimentary features that make the Evansville Plaza Hotel & Suites an even "suiter" deal.

Evansville Plaza Hotel & Suites Proudly Features:

  • Free Daily Continental Breakfast
  • Free In-Room Coffee
  • Kids 18 & Under stay free (with adult)
  • Beautiful Indoor Heated Pool Area
  • Hotel Fitness & Business Centers
  • Dry Cleaning / Laundry pick-up service

Yorum (yok) Yorum yaz!

Evansville Plaza Hotel & Suites

Evansville Plaza Hotel & SuitesPlaza Hotel & Suites - Evansville Indiana Hotel near University of Southern Indiana

Evansville Plaza Hotel & Suites - Evansville Hotel Indoor Pool Area

You will Enjoy Midwestern hospitality and affordable rates at the Evansville Plaza Hotel and Suites. For the price of one of our spacious rooms you will enjoy all that the Plaza Hotel in Evansville has to offer such as an indoor heated pool, 24-hour fitness room and complementary continental breakfast. In room amenities include: free wireless internet access, coffeemakers, hair dryers, & irons just to name a few.

The Evansville Plaza Hotel & Suites is located on State Highway 41 next to the Evansville Regional Airport making it convenient to many Evansville Indiana attractions and businesses such as The University of Southern Indiana, Angel Mounds State Historic Site, Wesselman Woods Nature Preserve, Casino Aztar and many popular area restaurants. From its services and amenities to its convenient location, Plaza Hotel and Suites has something for everyone.

Plaza Hotel & Suites - Affordable quality Evansville hotel lodging.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Kayıp Kıta Atlantis Nerede?

 
Kayıp Kıta Atlantis Nerede?

Araştırmacılar, arkeologlar, jeologlar ve antropologlar ne derse desin,
Atlantis’
bir efsane olarak binlerce yıldır, hep gündemde!… Sanırız ki, yayınlarımızın sürdüğü zaman aralığı içinde, Kayıp Kıta Atlantis’in gerçek sırlarına ulaşılamadıkça bu tip haberlerle sık sık karşılaşacağız ve bir bilgi sitesi olan Astro set'te yayınlamaya devam edeceğiz…
Daha önce de belirttiğimiz gibi, kayıp kıta yalnız Atlantis değil!. Mu ve Lemurya da gündemde… Gündemde her zaman Atlantis’le ilgili haberler vardır ve bu haberlere
meta açıdan değişik bir gözle bakacak olursak şöyle görebilir miyiz ki; önemli olan sadece bu batık ve kayıp kıtaların yeryüzüne çıkışı değildir. Bu tip sansasyonel olayların gündeme gelişindeki asıl amaç, ‘Mu-Lemurya ve Atlantis Bilgeliğinin’ yeryüzüne tekrar çıkışının gizli müjdesini vermek neden olmasın? …
Binlerce yıl önceki, saf, arınmış ve ilk aktığı günlerin tazeliğini taşıyan derin bir bilgelik yeryüzüne çıkmaya hazırlanıyor olabilir…

Platon, Atlantis’le ilgili ilk yazdığı eseri ‘Timea’ ve M.Ö. 345 yılında yazdığı ‘Kritias’ adlı eserinde kaynak olarak M.Ö.7 yy’da yaşayan ünlü politikacı, filozof ve tarihçi Solon’u gösterdi. Solon kayıtlara göre M.Ö 590 yılında Mısır’a giderek Mısırlı rahiplerden tradisyonel (geleneklerin aktardığı) bilgiler edindi. Bu bilgiler, Atlantis’de yaşamı ve Mısır uygarlığının kökeninin Mu ve Atlantis’e uzandığını anlatıyordu. Solon’a göre onun doğumundan 9 bin yıl önce çok güçlü bir medeniyet vardı.
Sırrı çözülemeyen Atlantis EfsanesiTanınmış Yunan gezgin ve tarihçi Herodot, bu günkü Sahra’da yaşamış olan garip bir halktan söz eder ve onların Atlantisli olduğunu söyler. Bu efsanevi ülke zaman zaman yerküremizin, birbirleriyle hiç ilgisi olmayan noktalarına yerleştirilmeye çalışılmıştır. Yunanlı tarihçi gibi günümüz romancılarından Pierre Benoit gibi yazar araştırmacılar, bu ülkenin, Sahra’nın Fas Atlaslarına yakın bölümünde bulunduğunu iddia etmişlerdir. O zamanlardaki Sahra bu günkü gibi çöl değil, aksine yemyeşil ve bereketli bir yerdi. Bu ülke insanlarının torunları tuaregler olmalıdır, zira mavi derileriyle meşhur bu insanların kökenleri saptanamamıştır.
Diğer bazılarına göre de Atlantis, Baltık Denizinde veya İzlanda ile Grönland arasında yer almaktadır. Bazen ise Kafkasya’da bulunduğu iddia edilmektedir.Bütün bu tezler içinde en çok rağbet göreni ise Atlantik Okyanusu’nun ortasında yer aldığıyla ilgili olanı. Bu tezden ilk söz eden Platon (Eflatun) olmuştur. Platon, Atlantis’le ilgili ‘Timea’ adlı eserinde bu konuyu çok detaylı ele almıştır. Ama bu tradisyona birbiri ile ilgisi olmayan pek çok uygarlıkta da rastlanmaktadır. Öne sürülen ifadelerin çoğunun birleştiği nokta, bu uygarlığın çok yüksek bir evrim seviyesine erişmiş olduğu. Tip olarak siyah saçlı ve çıkık elmacık kemikli olan Atlantisliler, maddeye hakim olacak güçte sihirli bilgiye sahiptiler. İnanılmaz derecede yüksek bir teknolojileri vardı, başkentleri olan Poseidon ’da altın tapınakları vardı. Tunçtan yapılmış geniş bir sur ile çevriliydi ve bolluk, bereket içindeydiler.
Atlantis’in yok oluşuna, işte bu ileri teknoloji ve o doymak bilmez iktidar hırsı neden oldu. Atlantisliler, dikkatsiz davranarak, “negatif güçleri” uyandırdılar ve kim bilir, belki de atomik bir bir tufan sonucunda dalgalar arasında yok olup gittiler. Atlantis, üzerinde yaşayan halk ile birlikte bir gün ve bir gece içinde volkan ateşleri, yer sarsıntıları ve her şeyin yutan suların arasında kayboldular…Atlantik ’de yer alan bu günkü Azor ve Kanarya adaları, her halde Atlantis’in sular üzerinde kalmış olan izleridir ve Tenerif adasındaki Teide Tepesi de Atlantis ’lilerin büyük kutsal dağının en yüksek tepesi olmalıdır.
Kayboluşundan 10000-12000 yıl sonra Atlantik Okyanusunda bu efsanevi ülkeye ait kalıntılar bulunmuştur: Aniden okyanusun içinden fışkırmış olan volkanik adalar, Bahama adalarındaki Bimini ’de görülenlere benzer taş döşeli devasa bloklar gibi. Bilmediğimiz efsanevi bilgilerin anahtarına sahip olan bu esrarengiz uygarlık konusunda, ezoterizm, gizemcilik ve okültizmle ilgilenenler, kulakları kirişte yeni haberleri beklemekteler…
Meraklı araştırmacıların kulaklarına kar suyu kaçtı mı? Bilmiyoruz ama şimdi de Atlantis’in kalıntılarının İspanya’nın güneyinde olduğu iddia ediliyor. Belki de hepsinde doğruluk payı var. Bir kıta mı yoksa tüm gezegen mi değişime uğradı henüz tam olarak bilemiyoruz ki?
Tek bir kıta değilse elbette pek çok yerde kalıntılara rastlamak mümkün. Bu kalıntıların birinden gerçek tarihi belgelere ve kanıtlara ulaşıncaya kadar beklemek zorundayız.


Sorular yanıt arıyor… Atlantis efsanesi gerçek mi? Araştırmalar devam ediyor…

Ünlü Kahin Edgar Cayce ise, ‘Tufan Öncesi Atlantis’ ve İnsanın Kaderi (RM-Yayınları) adlı eserlerinde, Batık Atlantis Kıtası’nın tekrar yeryüzüne çıkacağını, ‘Okumak’ adını verdiği kayıtlardan öğrendiğini belirtmişti. İkinci Dünya Savaşı, A.B.D.’deki ırk mücadelesi, Vietnam Savaşı, Kennedy’nin öldürülmesi ve binlerce kişiyle ilgili kehanetleri hep doğru çıkan Cayce, okumalarına göre; Los Angeles, San Fransisco ve New York’un tamamına yakının yerle bir olacağını, Japonya’nın büyük bir kısmının sulara gömüleceğini, jeolojik hareketlerin Kuzey Avrupa’nın şeklini değiştireceğini, Sovyetlerde komünizmin son bulacağını, Amerika ile yeni bir ittifaka gideceklerini ve Batık Atlantis Kıtası’nın tekrar su yüzüne çıkacağını gördüğünü söyledi.
Gerçekleşir mi?
Edgar Cayce’nin ikinci bir adı da
‘Uyuyan Kahindir’. Nostradamus’tan sonra dünyanın ikinci büyük kahini olduğu iddia ediliyor. Gerçekleşen olaylar var ama tedbir açısından şimdiden bir şey söylemek pek mümkün değil… En azından böyle bir yeteneğe duyulan saygı adına… Yaşayıp görmek gerek…
Cayce’ye göre Atlantis Efsanesi şöyle:
Atlantisliler İ.Ö. 10500 yılından da önce Mısır’a göçtüler ve Atlantis’in 40 bin yıllık kayıtlarını da aldılar. Platon’a göre ise, adlarına Naakaller denilen Mısırlı rahipler Solon’a Atlantis'in gerçek öyküsünü anlattılar. Cayce, bu kayıtların, Sfenks’in yakınlarında, henüz keşfedilmemiş ve tamamen toprağın içindeki bir piramidin
Kayıtlar Salonunda bulunacağını söyledi.
(Cayce’nin okumalarını gerçekleştirdiği 1923-1944 yılları arasındaki 20 yıllık aktif dönem sürecinde, Atlantis ile ilgili geniş bir bilgi birikimi elde edilmiş ve bu bilgiler, Cayce’nin Virginia Beach’de kurmuş olduğu Araştırma ve Aydınlanma Cemiyeti (A.R.E) tarafından arşivlendi.) alıntıdır

Yorum (yok) Yorum yaz!

Roma




roma....




Roma'nin Tarihi, Geçirdiği Dönemler, Kuruluşu, Imparatorlarin Kronolojik SiralamasiBugünkü Latium bölgesinde, Tiber Irmağı'na bakan tepelerde kurulmuş birkaç köyden oluşan eski Roma, sonradan dünyanın en büyük imparatorluklarından birinin merkezi oldu. Romalılar tarihte pek çok ülkenin dilini, edebiyatını, yasalarını, yönetim biçimini ve mimarlığını etkiledi.İtalya'nın Roma şehrinde kurulduktan sonra bütün Akdeniz ülkelerine hakim olan ilkçağ devleti. Milattan önceki bin yıl içinde kurulan Roma, önceleri bir çoban köyüydü. Muhtemelen Etrüsklere karşı otlaklarını savunmak isteyen Albalılar gelip Roma'da yerleştiler. Etrüsklü krallar, Roma'yı ele geçirip, imar ettiler. Etrüsk İmparatorluğunun güçten düşmesi üzerine Romalılar, Etrüsk krallarını kovarak Cumhuriyet adını verdikleri kralın yanında, zengin ve soylu kimselerin temsil edildiği senato ve halk meclisinden meydana gelen bir idare kurdular. Zengin bir azınlık elinde bulunan iktidar, zaman zaman çoğunluk olan fakir Plepler tarafından zorlandı ise de, hiç bir zaman zenginlerin elinden kurtarılamadı. M.Ö. 450'lerde vatandaşlar arasında eşitliği esas alan Oniki Levha Kanunu kabul edildi. M.Ö. 3. yüzyıl ortalarında Romalılar, İtalya Yarımadasına hakim oldular. Fakat, Roma şehri dışında kalan insanlar, Romalılara tanınan vatandaşlık haklarından mahrum bırakıldılar. Hep köle muamelesi gördüler. Romalıları daha zenginleştirmek, onların neşelerine neşe katmak, sefahat alemlerine malzeme olmak durumunda kaldılar. Romalılar, İspanya'ya kadar uzanan bir deniz imparatorluğu kuran Kartacalılara karşı M.Ö. 264 yılında Pön Savaşlarını başlattılar. M.Ö. 146 yılına kadar devam eden Pön Savaşları sonunda Kartaca İmparatorluğu yıkıldı ve Romalılara bağlı bir Afrika Eyaleti kuruldu. (Bkz. Pön Savaşları)Gittikçe güçlenen Romalılar, Doğu Akdeniz havzasına da yerleştiler. Mekadonya ve Yunanistan'ı hakimiyet altına aldılar. Bergama Krallığı da Romalıların Asya Eyaleti haline getirildi. Güney Galya ve İspanya işgal edildi. M.Ö. 1. yüzyıl boyunca yeni yeni bölgeleri işgal eden Romalılar; Germenleri, Kimmerleri ve Pontusluları yendiler. Suriye ve Filistin'i işgal ettiler.





Anadolu ve Yunanistan'ı yeniden ele geçirdiler. Yeni işgal edilen yerler, Romalılar için yeni gelir kaynakları, yeni yeni köleler demekti. Aradaki uçuruma ve yapılan zulümlere daha fazla dayanamayan İtalyan köylüler ve köleler isyan ettiler. İsyanların kanlı bir şekilde bastırılmasına rağmen karışıklıkları, Sulla, Pompeisus, Crassus ve Sezar gibi diktatörler de durduramadı. Yaptığı başarılı savaşlarla, Mısır'ı Romalılara kazandıran Sezar'ın yeğeni Oktavianus, Roma'da cumhûriyet devrini kapatıp, imparatorluk devrini başlattı.Roma orduları başkumandanı olan Oktavianus'a M.Ö. 27 yılında, “ulu” manasına gelen Augustus ünvanı ve İmperium dini yetkisi verilmişti. Augustus Oktavianus imparator yetkisiyle öteki generallerin üzerine çıktı. Roma'nın yönetimini eline aldı. Eyaletlerin idaresini senatoyla paylaştı. Halk meclislerinin yetkileri, imparatorun atadığı memurların eline geçti. Devlete ve topluma yeni bir düzen vermeye çalışan Augustus'un koyduğu ilkeler, iki yüz yıl devlet yönetiminde esas alındı. Roma'da cumhûriyet idaresi sona erip imparatorluk devri başlayınca, büyük gelişmeler oldu. Roma, on asırdan beri en parlak devrine girip, tarım ve ticarette büyük ölçüde gelişti. Pekçok sanat eseri yapıldı. Oktavianus, Augustus Hanedanının kurucusu olup, kırk bir yıl iktidarda kaldı. Milattan sonra 14 yılında ölünce, evlatlığı Tiberius imparator odu.Tiberius, Romalılara önce iyi muamele ettiyse de, sonra sert bir idare kurdu. Tiberius, 37 yılında ölünce, yeğeni Gaius imparator oldu. Gaius dengesiz bir kimse olup, isyan neticesinde 54 yılında öldürüldü. Augustus Hanedanının son imparatoru Neron olup, 68 yılına kadar iktidarda kaldı. Neron, diktatörlüğü, çılgınlıkları ve İsa aleyhisselama inananlara zulmü ile tanınır. Ordunun isyanı üzerine, uşağına kendini öldürterek intihar etti. M.S. 68 yılında Neron'dan sonra Doğu Orduları Kumandanı General Flavianus Vespasianus'un Roma tahtını ele geçirmesiyle, Flaviyenler Hanedanı kuruldu. Flaviyenler Hanedanı(68-96) devrinde Kudüste Yahûdi isyanı oldu. Yahûdi isyanı 70 yılında kanlı bir şekilde bastırılıp, Yahûdiler Kudüs'ten sürüldü.



Bu devirde Roma'da Pédérastie, yani gulamparelik (livata) çok yayıldı. 79 yılında Vezüv Yanardağı püskürerek Pompei ve Herkülanum şehirleri kızgın lavlar altında kaldı. Flavianus'un oğlu Titus'tan sonra imparator olan torunu Domitianus'un 96 yılında öldürülmesiyle Flaviyenler Hanedanı da sona erdi.96 yılında General Trainus, Roma'da Antoninler Hanedanını başlattı. Trainus, Romanya'yı alıp, Perslerle çarpışarak Mezopotamya'ya kadar gitti. Edirne şehrini kurup, 138 yılında öldü. Bu hanedanın son hükümdarı Kommodus 193 yılında karısı ve cariyeleri tarafından öldürüldü. Antoninler Hanedanından sonra Roma'da Pretoriyen denilen hassa ordusu, devlet idaresine hakim olup, 193'te İlliryalı imparatorlar devri başladı. Bu devirde, hassa ordusuna en fazla rüşveti veren imparator olup, bahşişle iktidarda kalıyordu. Tuna hattındaki kumandanlarından Septimus Severius bütün rakiplerini yenerek, imparator oldu. İsyanları bastırdı ise de onun ölümünden Diocletianus'un başa geçmesine kadar karışıklıklar sona ermedi. Diocletianus (M.S. 284-305) devrinde Roma imparatorluk toprakları taksim edilerek, ülkede dörtlü idare kuruldu. İmparatorluk merkezleri İzmit ve Milano olmak üzere iki bölgeye ayrıldı. Her bölgenin başına bir imparator ve “sezar” ünvanı taşıyan yardımcılar tayin edildi. Diocletianus'tan sonra, imparator ve sezarların mücadelesi başlayarak, iç savaşlar çıktı. Dörtlü idareden büyük Kostantin (324-337) Hıristiyanlığı kabûl etti. M.S. 325 yılında İznik'te toplanan konsülde 309 papaz toplayıp, yeni İncil yazdı. İncil'e felsefi fikirler karıştırıp Hıristiyanlıkta olmayan teslis (trinite), yani baba-oğul-Rûhü'l-Kudüs inancını yerleştirdi. Hıristiyanlıkta teslis, yani üçleme inancının olmadığını söyleyen Aryüs afaroz edilip, doğru olan Barnabas İncili yasaklanarak; Matta, Markos, Luka, Yuhanna'nın incilleri bırakıldı. Noel gecesi bayram ilan edildi. 330'da Bizans kasabasını büyültüp Kostantiniyye ismiyle İstanbul şehrini kurdu. Kostantin'den sonra gelen imparatorlardan Theodosius (379-395) devrinde, idareye ortak olan imparator ve sezarların mücadelesi devam etti. Theodosius, M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğunu iki oğlu arasında paylaştırdı. Honorius Batı Roma, Arcadius Doğu Roma (Bizans) imparatoru oldular.Roma'da çok yaygınlaşan ahlaksızlık, iç mücadele, Hıristiyanlığın doğuşu ve kavimler göçü sebebiyle zayıflayıp ikiye ayrılan Roma İmparatorluğu devamlı geriledi. Batı Roma'da idare, özel muhafızlara kumanda eden generallerin eline geçti. Vizigotlar, Adriyatik kıyılarını (397), bilahare İtalya'yı ele geçirdiler (410). Franklar, Kuzey Galya'yı (406); Burgundlar, Savoia'yı (443) işgal ettiler. Vandallar, Galya ve İspanya'yı kırıp geçirdikten sonra Afrika'ya geçtiler. Afrika'dan Roma'ya geçip şehri yağmaladılar. İtalya'ya giren Hunları, Papa I. Leo haraç vererek durdurabildi (452). İdare aşiretlerin eline geçip, imparatorların hiçbir gücü kalmadı. Vizigotlardan Odoakr adlı bir aşiret reisi, imparator Romulus'u 476'da tahtından indirdi. Odoakr, imparatorluk alametlerini Bizans'a göndererek, kendisini İtalya kralı ilan etti. Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu da, 1453 yılında Osmanlı padişahlarından Fatih Sultan Mehmed (1451-1481) tarafından yıkılıp, ortaçağ sona ererek, yeniçağ başladı. M.Ö. 27 yılında kurulan Roma İmparatorluğu, M.S. 1453 yılında sona ererek, tarihe karıştı.(Bkz. Bizans İmparatorluğu) Roma İmparatorluğunun hudutları: Batıda Atlas Okyanusu ve bütün Batı Avrupa; güneyde bütün Kuzey Afrika ve Akdeniz ülkeleri; doğuda, Mısır, Arap Yarımadası, Mezopotamya, Doğu Anadolu ve Kafkasya'ya kadar; kuzeyde Ren ve Tuna nehirleriyle Trakya'ya kadardır. İmparatorluk M.S. 395 yılında ikiye ayrılınca, Balkanlar hattının batısı Batı Roma, doğusu Doğu Roma(Bizans) topraklarına dahil oldu. Roma'da cumhûriyetten sonra, M.Ö. 27 yılında, Monarşik imparatorluk idare devri başladı. İmperium yetkisine sahip hükümdarlar, M.S. 3. yüzyılda monarşik despotizm idaresini tatbik etmeye başladı. Dörtlü idare devrinin başlamasıyla da, iki imparator ve yardımcı iki sezar bulunuyordu. İmparator ve sezarlar birbirleriyle mücadele ederlerdi. Roma ordusu, merkezi ve bölge kuvvetlerine ayrılmıştı. Merkezdeki hassa ordusu ve bölgelerdeki kumandanlar zamanla siyasi hayatta söz sahibi oldular. Yelken ve kürekle hareket eden Roma donanmasında köle esirler çalışırdı. Akdeniz, Romalıların gölü halindeydi. Roma İmparatorluğunda M.Ö. 451-449'da toplanan Oniki Levha Kanunları'nın, genişletilmiş şekli olan Roma kanunları tatbik edilirdi. Roma hukûki müesseseleri, Romalılar devrinde ve Hıristiyan Batı Akdeniz ülkelerinde yüzyıllarca kullanılmıştır. Romalılar önceleri putperestken, M.S. 4. yüzyılda Hıristiyanlık dinini kabul ettiler. Fakat bu Yahûdiler elinde bozulmuş Hıristiyanlıktı. Romalılar, önceleri Hıristiyanlara çok zulüm yapmış olmalarına rağmen, bundan sonra Hıristiyanlığı bütün Akdeniz ve Batı Avrupa ülkelerine yaydılar. Latince konuşan Romalılar, Latin dili ve edebiyatının ilk klasik eserlerini verdiler. Latin dili ve edebiyatını bütün Akdeniz ve Batı Avrupa ülkelerine yaydılar. Latin Roma İmparatorluğu yıkıldıktan sonra bile, Roma kilisesi (Papalık) vasıtasıyla bu iş hala devam ettirilmektedir. Roma'da imparatorluk devrinde iktisadi gelir arttı. Gümrük, para birliği ve getirilen kolaylıklar ticareti geliştirdi. Karada ve denizde hem iç ticaret, hem de kıtalararası dış ticaret gelişip, şehirlerin sayıları ve nüfûsu yükselerek arttı. Britanya Adalarından Çin'e; Atlas Okyanusundan Kızıldeniz, Basra Körfezi, Karadeniz ve Hazar Denizine kadar, kara ve deniz ticareti yapılıyordu. Kara ticareti kervanlar, deniz ticareti de gemilerle yapılıyordu. Tarihi İpek Yolu, Pekin'den Roma'ya kervanlarla mal taşıyordu. Altın, gümüş gibi kıymetli madenler, demir ve tunçtan yapılan eşya ile zeytinyağı ve Akdeniz ürünleri karşılığında çeşitli kumaş, halı, inci, hindistancevizi, fildişi, her türlü baharat, papağan, tavus kuşu, maymun, kaplan ve fil alınırdı. Yayılma siyaseti sebebiyle çok genişleyen imparatorluk, büyük ölçüde servete ve bolluğa kavuştu. Yunan kültürü ve geleneklerinin benimsenmesiyle eğlence hayatı arttı. Tiyatrolar, sirkler, şatolar, büyük tapınaklar yapıldı. Roma hamamları imparatorluk devrinde çoğalarak, zevk ve eğlence yeri oldu. Asilzadeler, zenginler ve büyük rütbeli memurlar arasında zevk ve eğlence düşkünlüğü arttı. Eğlencelerin mahiyetleri değişerek, savaşta esir alınan ve gladyatör denilen güreşçilerin birbirlerini öldürmeleri, ölüme mahkum edilenlerin aslan ve kaplan gibi vahşi hayvanlara parçalatılması şekline sokuldu. Romalılarda mimarlık sanat eserleri, heykeltraşlık ve büst yapımı gelişmiştir. Roma eserlerinde; kubbe ve bina yüzlerinde düz taş, duvarlarda yontulmamış taş, çakıl, tuğla kullanılırdı. Duvarlardaki taşlar beşgen ve altıgen şeklindeydi. Zafer takları, su kemerleri, kemerli binalar yapıldı. Akdeniz ülkelerinde Roma İmparatorluğundan kalma eserlere hala rastlanmaktadır.Roma İmparatorluğu - Krallık Öncesi Dönemİtalya’da eskitaş çağından beri yaşayan insan toplulukları vardı. İ.Ö. 3000’lerde, yenitaş çağına geçmiş Akdeniz asıllı halklar görülür..İtalya’ya 1200yıllarında gelen kabileler İtalikler’dir. İtalikler’in yerli halkla karışmalarından “Latinler”(ovalılar) denen halk doğmuş. İtalya’ya Anadolu’dan gelen, Romalı ozan Vegilius’un Aeneas destanında anlatılan Etrüskler’in, denizcilikte usta bir halk olduğu anlaşılıyor. Etrüksler, İtalya’da tarımcı köy toplulukları halinde yaşayan Latinler üzerinde kurdukları egemenlikle, toplumsal farklılaşmaya uğramış toplumların,dolayısıyla uygarlığın orataya çıkmasına yol açmıştır.Bu olaydan yüzyıl kadar sonra bazı Latin köyleri birer kent duruma geçmişler. Bu kent toplumlarında şarap, zeytinyağı ve maden işletmeciliği, Kartaca , Fenike ve Ege adaları ile ticaret ilişkileri görülür. Siyasi örgütleniş “civitas” denen bağımsız kent devletleri biçimindedir. Kent devletleri önceleri seçimle iş başına gelen ve aynı zamanda en yüsek komutan, yargıç,din adamı olan krallarca yönetilirdi. Zamanla monarşilerin yerini aristokrasiler alırRoma İmparatorluğu - Krallık DönemiEfsaneye göre,Roma’yı Romus ve Romulus kardeşler kurmuştur. Eskiçağ tarihçileri, Roma krallığının başlangıcı olarak I.Ö. 753’ü verirler. Etrüksler, üzerinde egemenlik kurdukları Latin köylerini birleştirip Roma kentini kurarken, yerli halkı kentin kurulmasında zorla çalıştırmışlar. Bu durum iki toplumun arasını açmış. Latin halkın zamanla güçlenen aristokratları , bir buçuk yüzyıl sonra ayaklanarak I.Ö. 509’da Etrüks kralını kovmuşlar.Roma İmparatorluğu - Cumhuriyet DönemiEtrüks kralını kovarak yönetimi el geçiren, kendilerine Patricii(babalar) denen Latin aristokratları, Etrüks karallık kurumuna duydukları düşmanlıktan dolayı, krallık düzenini yıkıp, cumhuriyeti kurmuşlar. Batı dillerinde cumhuriyet anlamına gelen “republic” Latince’de “halk için” anlamına gelen “Res publica”den gelmektedir.Res publica zamanla, toplumun tek kişi tarafından değil meclislerce yönetilmesi anlamını kazanmıştır. Bir yönetime cumhuriyet denilmesi için meclislerin halk meclisi olması zorunlu değildir. Gerçekten, Roma Cumhuriyeti de “aristokratik bir cumhuriyer”tir. Nüfusunun %10’nu oluşturan patriciler iyi örgütlenmiş büyük toprak sahipleri sınıfıydı ve tam vatandaşlık haklarına sahiptiler. Nüfusunun %90’nı oluşturan sınırlı vatandaşlık hakları tanıdıkları plebler üzerinde aristokratik bir cumhuriyet yönetimi kurmuşlardıPlebler sınıfı da yoksul ve zengin plebler olarak ikiye ayrılır. Zengin plebler bir kentsoylular sınıfını oluştururken, pleblerin yoksullaşan kesimi Rıma proletaryasını oluşturacaktık. Latince’de “proles” çocuk demektir. Vatandaşları zenginliklerine göre ordunun birliklerine almak ve öteki vatandaş haklarıyla ve görevleriyle ilgili düzenlemeleri yapmak amacıyla, Roma vatandaşları çeşitli server sınıflarına ayrılırlarken, ploterya adı, vatandaşların çocuklarından başka servertleri olmayan yoksul kesimini belirtmek için kullanılmıştı. Roma toplumunun cumhuriyet dönemindeki bu sınıfları dışında ileride imparatorluk döneminde, plenblerin orduya süvari olarak atlarıyla katılan üst tabakalılardan oluşan bir “atlılar” sınıfı ortaya çıkacaktır. Zenginleşen plebler patricileri zorlayarak siyasal haklarını genişletip memur olmaya başlayınca, patrici üyeleriyle evlenmelerini önleyen yasaları da kaldırtmışlardır. Böylece patrici üyeleriyle zengin pleblerin karışmalarından doğan bu sınıfa, iyiler anlmına gelen “optimates” denecektir. Buna karşılık zengin olmayan halk sınıfına “populares” denmeye başlanacaktır. Daha önceleri patriciler ile plebler arasında olan sınıf ve iktidar kavgaları, cumhuriyetin sonlarına doğru ve imparatorluk döneminde optimates ve populares sınıfları arasında sürecektir.Roma’da cumhuriyet döneminin tarihi, dışta Roma’nın gelişmesinin, içte sınıf kavgalarının tarihi olmuştur. Roma kent devleti güçlenirken, Romalılar Sicilya’da ve Kartaca’da kölelerin ya da serflerin çalıştırıldıkları büyük topraklarda kapitalist yöntemlerle, pazara dönük, karlı tarımsal üretmin yapıldığına tanık oldular. Roma toprak ağaları, “latifundia” denen çiftliklerde yapılan bu yönetim biçimini benimsediler. Bu, bir yandan sınıf çatışmalarına yol açarken, öte yandan Roma’yı geniş toprakları olan bir kara imparatorluğu durumuna getirme yolunda sonuçlar doğurdu. Roma, Atina’dan çok daha büyük çapta köle emeğine dayanan bir toplumdu.İç gelişmeler alanında Roma plebleri, patrici sınıfyla savaşımlarında adım adım ilerleyerek, Roma’nın yönetiminde gittikçe daha fazla söz sahibi olabilmeyi başardılar. Önce patricilerin “Senato”suna karşlık kendi “Pleb Meclsini” kurdular. Patricilerdenn istedikleri hakları alamayınca “öyleyse kendi başınızın çaresine bakın” diyerek, Roma’dan ayrılıp başka bir yerde kendi topluluklarını kurmak üzere yürüyüşe geçince, borçlarını bağışlatıp, köle durumuna düşmüş üyelerinin özgürlüklerini geri verdirip “tribün” denen memular ile Roma yönetimine katılma haklarını elde ettiler. İ.Ö 450 yılında “On iki Levha Yasası”nı, aristokratik sözlü hukukunun yerine geörmeyi başardılar. İ.Ö. 447’de Pleb meclisini bir halk meclisi durumana getirerek, Senato gibi yasa çıkarma yetkisine sahib bir meclise kavuştılar. İ.Ö. 445’te ise, pleblerle patrici sınıfından olanların evlenmlerini yasaklayan yasayı kaldırttılar. İ.Ö. 421’de, daha önce yalnızca patrici üyelerine açık olan Roma yüksek memurlukları pleblere açıldı. İ.Ö. 326’da borç köleliği kaldırıldı. İ.Ö. 287’de plebler bir kez daha kendi devletlerini kurmak üzere Roma’dan ayrıldıklarında, çaresiz kalan patriciler, pleb halk meclisini Senatoya eşit bir yasama gücüne sahip olmasını kabul ettiler.İçte sınıf çatışmaları bu yönde gelişirken, dışta Roma’nın hızla genişlendiğini görüyoruz. Roma ilk gelişmelerini tuz ticareti yolu üzerinde bulunuşuna borçludur. Tuz ticaretine zamanla zeytinyağı ve şaağ ticareti eklenmiş, bu yolla zeytin ve üzüm tarımına geçilmiştir. Latifundilarda köleler çalıştırarak pazara yönelik bir tarım gerçekleştirilmiştir. Bu gelişmeler patricilerin topraklarını genişletme yolunda bir politika izlemelerine neden olmuştur. İ.Ö. 493’de Roma’nın otuz Latin kent ile kurduğu “Latin Birliği” giderek Roma’nın bunlar ve bunlara eklenen kentler üzerine dayattığı bir egemenliğe dönüşür. İ.Ö.448’de Roma Akdeniz ticaretine girerek, genişlemesine hem karadan hem denizden sürdürme olanağı bulmuştur. Roma kentince yönetilen Latin Birliği’ni yönetime katılma hakkı olmayan kentleri, kendilerine de Roma vatandaşlık haklarının tanınması isteği ile İ.Ö.340’ta ayaklandılar.Bu ayaklanma bastırıldı; ama dene de bunların halklarına Roma vatandaşlık hakları tanındı. Ancak Roma, kentler arası ticareti elinden kaçırmamak için, bu kentlerin birbirleri ile olan ticareti yasakladı.İ.Ö.272’den sonra Roma, Güney İtalya daki Yunan kent devletlerini ele geçirdi. İ.Ö.264’te Akdeniz ticareti ve gemenliği yolunda Kartaca ile savaştı. İ.Ö.210’da Kartaca’yı kesin olarak yenince Akdeniz’i ele geçirdi. İ.Ö.168’de Makedonya’yı İ.Ö.146’da Yunanistan’ı topraklarına kattı.

Yorum (yok) Yorum yaz!